Lounge FM

Lounge FM, İstanbul’dan 102.0 FM frekansından yayın yapan bir radyo istasyonudur.

2005 yılı başında “Energy FM” frekansından yayına başlayan radyo istasyonda dub, deep house, broken house, latin, bossa nova, space age, exotica, world, downbeat, ambient, chill out, trip-hop, acid jazz ve nu jazz gibi türlerinden müzik yayını yapmaktadır.

Piraziz, Giresun

Piraziz, Giresun ilinin bir ilçesidir.

Tarihi

Osmanlı imparatorluğu döneminde Piridede-Abdal adında biri tarafından 1869 yılında yerleşim yeri olarak kurulmuştur.

Ordu ile Bulancak arasında, sahilde bugün bir ilçe merkezi olan Piraziz’in 1455-1485′lerde Karahisar-ı Şarki (Şebinkarahisar) Sancağına bağlı Pazarsuyu kazasının Bozat divanına bağlı Bölük-i Şeydi Ali Kethüda ile Bendehura bağlı Bölük-i Davut Nahiyesi Pazarsuyu Kazasına bağlı Bozat Nahiyesi haline gelmiştir. Bölgenin Merkezinin daha sonra Kuzeye doğru inerek Bendehur - Piraziz Köyü - Eren Köyü arasında değişerek Piraziz nahiyesi adını aldığı görülmüştür. Geçmişte Bulancak ilçesine bağlı belde olan Piraziz’in halk arasındaki adı Abdal’dır.

COĞRAFYA

Doğu Karadeniz kıyı şeridinde, Ordu ile Giresun il sınırında kurulu olan, Piraziz’in toplam yüz ölçümü 130 km2 dir. Doğusu Bulancak ilçesi, Batısı Ordu ili ve kuzeyde Karadeniz ile çevrilidir.

Yeryüzü şekilleri olarak derin vadiler ve dik kıyılar çok geniş yer kaplar. Yüksek kesimlerindeki bir kısım yayla düzlükleri hariç düzlük arazi azdır. Bölgedeki başlıca önemli dereler, Domuzderesi, Piraziz Deresi, Kelekderesi, Çayırağzı Deresi’dir. Önemli tepeleri arasında, Boztepe, Veli tepesi, Evliya tepesi, Kafa tepesi, Ümitdolu tepesi, Kaleyeri tepesi, Hasandede Tepesi, Göynük tepesi, Danalık tepesi Dıfrıl tepesi, Acut tepesi sayılabilir.

Bitki örtüsü olarak 600 m. yüksekliğe kadar fındık, kızılağaç, kavak, kayın, karaağaç, kestane, kiraz, gürgen ve ceviz ağaçları bulunur. Eğrelti otu (Aşk Merdiveni), ısırgan, yonca, asma, orman gülü ve benzeri bitki türleri de yaygındır.

İlçede, ekilip dikilebilir alanların çoğunda fındık, bir kısmında çay yetiştirilmektedir. Diğer kısımların çoğunluğu orman ve çayır ve mera alanı bulunur.

İklim tipik Karadeniz ikliminin bütün özelliklerini taşımaktadır. Her mevsim yeterince yağış almaktadır. Yüksek kesimlerinde kış mevsiminde biraz daha fazla kar yağışı olur.

Bölgede bulunan bir belediye, 19 köy ve ilçe merkezinde bulunan 9 mahallenin, 1997′yılı nüfus sayımı sonucuna göre, toplam nüfus 15.167 olup, ilçe merkezinin nüfusu 7.357 ‘ dır. İlçede bulunan köylerden ilçe merkezine ve diğer şehirlere çok fazla göç yaşanmış olup, halen devam etmektedir. Bu göç olayından dolayı ilçenin nüfusu sürekli azalmakta.

EKONOMİ

İlçenin dışarı ile bağlantıları kara yolu ile olup, Ordu - Giresun 010 nolu Devlet karayolu ulaşımda kullanılmaktadır. İlçe Karadeniz kıyısında olmasına rağmen liman olmaması dolaysı ile deniz yolu kullanılmamaktadır. İlçenin tüm köylerinde yol olup bu yolların tamamı sıtabilize ve ham yoldur. Son yıllarda betonlaşma çalışmaları sürdürülmektedir.

Ekonomik yapı çoğunlukla fındık tarımına, hayvancılığa, balıkçılık, arıcılık ve ormancılığa dayanır. Fındığın yanı sıra, halk kendi ihtiyacını karşılamak amacıyla mısır, sebze, meyve ve çay tarımı da yapmaktadır.

Deniz balıkçılığı yanında son yıllarda alabalık yetiştiriciliği de büyük gelişme göstermiştir. Ayrıca arıcılık son yıllarda önemli bir gelişme göstermiş tır.

İlçede 4 adet fındık kırma fabrikası mevcuttur. Bunun yanı sıra fiskobirliğin çeşitli fındık kırma değirmenler bulunmaktadır. İlçe merkezinde turistlik amaçlı iki otel vardır. Avize atölyeleri ve ilçeye canlılık kazandıran özel ihracat şirketleri bulunmaktadır.

TURİZM

Doğa turizmi yönünden büyük bir potansiyele sahip olan ilçede güzel kumsal sahiller bulunmasına rağmen, İlçede Turizm çok gelişmemiş olup ekonomiye bir katkısı yoktur. Daha çok iç turizm hakimdir. Yayla turizminin dışında turizm amaçlı herhangi bir faaliyet yaygın değildir.

Önemli tarihi ve doğal eserleri bakımından; Bey Konağı, Ayıkaşı Mahallesinde bulunan Bendehor Kalesi, Pir-Aziz türbesi, Şeyh İdris takkesi, Kozlar Kalesi, Gökçeali Köyünde Şeyh İdris’e ait 2 adet türbe, Akçay Köyünde Hasandede Mezarı sayılabilir.

YAYLACILIK

İlçede yaylacılık çok gelişmiştir. Eskiden bölge halkı hayvan otlatmak için yaylaya göç etmekte iken son yıllarda, Temiz dağ havası alarak dinlenmek ve çeşitli yayla şenliklerine katılarak eğlenmek için yaylaya çıkmaktadır.

Önceden yaylaya yürüyerek gidilirken; ulaşımın sağlanması ile otomobiller ile bu yaylalara üç-dört saatte gidilip gelinmektedir. Yöre halkının çıktığı yaylalarda Haziran, Temmuz aylarında çeşitli şenlikler düzenlenmektedir.

ÖRF VE ADETLER

İlçe Örf ve Adet bakımından Giresun yöresine benzerlik göstermektedir. Geleneksel giysiler halk tarafından özel günlerde giyilmekte. Eski geleneklere göre yaylacılık ve yayla şenlikleri sürdürülmektedir.

Orhaniye, İzmit

Orhaniye, Kocaeli ilinin İzmit ilçesine bağlı bir köydür.

Tarihi

1835 tarihinde ulu önder Atatürk’ün bulgaristenın değişik sehirlerinden türkiyeye getirmiş olduğu göçmenlerden olan bi topluluk köyüdür. köyümüzde tarihinde bu yana kadar hiç bir emniyet olaylarına raslanmamıştır.su anki nufusumuz 100 hane olup 500 kişiye tekabül atmektedir.

Kültür

Köyün gelenek, görenek olmasada.kırma böreği orhaniye köyünün en güzel böreğidir

Coğrafya

izmit merkeze 15 km uzaklıktadır.

İklim

Köyün iklimi, Marmara iklimi etki alanı içerisindedir.kısın orhaniye köyünde fazla kar yağması köyde zorluklar olmasına sebep oluyor

Nüfus

Yıllara göre köy nüfus verileri
2007
2000 190
1997 301

===Ekonomi borç batagında

Muhtarlık

Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.

Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:

2004 - AHMET AKARSU
1999 -
1994 -
1989 -
1984
2007-OSMAN AKÇAY

Altyapı bilgileri

Köyde, ilköğretim okulu yoktur fakat taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. Ptt şubesi ve ptt acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.SUAN YAPILMAKTA OLAN BÜYÜK SU DEPOSU İZMİTE YETECEK KADAR SU BULUNDURACAKTIR.KASIM AYINDA HİZMETE SUNULCAK OLAN SU DEPOSU BÜYÜK BİR HIZLA BİTİYO

Ramazan Efendi Camii

Ramazan Efendi Camii İstanbul’un Kocamustafapaşa semtinde bir camidir. 1585′de Mimar Sinan tarafından yapılan cami, Kuvayı Milliye caddesinin otobüs duraklarında biten yönündedir. Tek minareli, kırma çatılıdır. Çeşitli tamirler görmüştür. Dede Efendi bu caminin tamirine destek vermiştir. Hüsrev Çelebi Camii, Bezirganbaşı Camii adıyla da bilinir. Ramazan Efendi denmesinin sebebi buradaki tekke şeyhinin adının Ramazan Efendi oluşundandır. Ramazan Efendi, cami giriş kapısının solunda yapıya bitişik türbesinde yatmaktadır.

Caminin avlu girişi iki kapıdan, aynı caddedendir. Avluda geniş bir bahçe ve etrafı duvarla çevrilmiş yaşlı ağaçlar, solda imam odası, sağda şadırvandan ayrı bir abdestlik ve arka tarafta mezarlık bulunmaktadır. Avlu ortasında, küp dikdörtgen bir şadırvan dört sütunlu bir çatıyla örtülüdür. Şadırvanın karşısında kadınlar yeri ve giriş kapısı sundurmasının solunda türbe bulunmaktadır. Küçük sundurmadan camiye girdikten sonra son cemaat yeri sağlı ve sollu bir platformda yükselir.


Eşiktaşını geçerek camiye girdikten sonra mermer mihrap ve minberi çevreleyen çiniler göze çarpar. Altlı üstlü pencereler sağ ve solda ikişer, ön ve arka duvarda dörder sırayla yer alır. Kürsü solda ve ahşaptır. Bu caminin döşeme ve tavanı ahşaptır. Tavan, kare desenli ve boyalıdır. Kapıdan girişte sağda müezzin yeri ve minare kapısı bulunmaktadır. Girişten soldaki duvardan bir kapıyla sol tarafta bir odaya geçilir. Son cemaat yerinden üst kata giriş vardır. Duvarlarda çatlamalar meydana gelmiştir. Mihrabın iki yanında dev mumlar ve harimin ortasına inen topaç avizesi vardır. Cami içi değerli çinilerle süslenmiş, tavana yakın duvarlara Allah, Muhammed, Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Hasan, Hüseyin levhaları asılmıştır. Bu caminin yakınında Sümbül Efendi Camii bulunmaktadır.

Lucy Parsons

Lucy Parsons (Lucy Eldine Gonzales) (1853-7 Mart, 1942) Teksas doğumlu siyahi sendikacı.

Lucy Parsons bir Siyahtı, Siyahlara karşı ayrımcılıkla savaştı. Kadındı, kadınlara karşı ayrımcılıkla savaştı. Emekçiydi, emekçileri ezen sömürü düzeniyle savaştı. Bugün geride bir tek fotoğrafı var. Bir de belleklere, belgelere bıraktıkları.

Lucy Eldine Gonzales 1871′de amcasına ait küçük çiftlikte kuzey Teksas’ta çiftlikleri dolaşan bir vergi tahsildarı olan Albert Parsons isimli bir beyazla tanıştı. O yıllarda Güney’de Jim Crow Yasaları hüküm sürüyordu. Ayrı ırklardan insanların evlenmesi yasaktı.

Mücadele Zamanı

1872′de Teksas’taydılar. Seçim zamanı Albert bölgedeki reşit Siyahlar’ı oy kütüklerine yazdırmak için uğraştı. Parsonslar bütün ırkçıların nefretini kazandılar. Siyahlar’ı oy vermeye çağıran Albert bacağından vuruldu, Lucy ölümle tehdit edildi. Zaten iki ayrı ırktan gelip evlenebilmeleri onların hedef seçilmesi için yeterli bir nedendi. Linç tehdidi hayatlarının bir parçasıydı. Güney’de evlenemeyen Albert ve Lucy, Şikago’ya taşınmaya karar verdiler.1873′te Şikago’ya taşındılar.

Lucy, zengin kadınlara elbise dikip aile bütçesine katkıda bulunmaya çalışırken,Albert Şikago Tayms’da dizgici olarak çalışmaya başlar.

1877′de ABD’de ilk büyük işçi eylemleri görüldü. Baltimor, Ohayo demiryolu hattında çalışan demiryolu işçileri ücretlerin düşürülmesini protesto etmek amacıyla greve gittiler. Onların hareketi Şikago’da da karşılık buldu. İşçiler militanca mücadeleye giriştiler. Polisin grevi kırma girişimi şiddet olaylarına yol açtı. Albert Parsons yirmi beş bin işçiye karşı yaptığı konuşmayla kitleleri şiddetin yer almadığı bir mücadeleye çağırdı ve öfkeli işçileri, akılcı bir mücadele planından söz ederek yatıştırdı. Bu konuşma, onun işini kaybetmesine ve bütün işverenlerce kara listeye alınmasına neden oldu.

Yanına arkadaşı Lizzie Swank’ı alan Lucy bir butik açtı. Bu butikte Uluslarası Kadın Giyimi Emekçileri Sendikası (ILGWU) toplantıları da yapılıyordu. Lucy’nin aktif siyasi kariyeri böyle başladı.

Bayezid Ağa Camii

Fatih devrinde 1453′de yapılan cami, Topkapı meydanında, Topkapı caddesi üzerindedir. Caddeden ferforje bir avlu kapısı vardır. Avluda sağda abdestlik bulunmaktadır.

Kırma çatılı kesmetaş yapı karedir,minaresi sağdadır, iki sıra pencerelidir. Caminin son cemaat yeri bir sundurmadır ve buranın girişi de küçük bir sundurmadır.

Fatih Sultan Mehmed’in sekbanbaşısı Bayezid Ağa yaptırmıştır ve kabri caminin kıble tarafındadır. Tuvalet dışardadır. Caminin karşı tarafında Gazi Ahmet Paşa Camii ve Külliyesi vardır.

Kırım Tatar mutfağı

Tatarlar eski çağlardan beri tarımla ve hayvancılıkla uğraştıkları için yiyecek maddeleri de tarımsal ve hayvansal ürünlerin tamamıdır. Bu yüzden mutfaklarında hamur işine ağırlık verilmiştir. “Tatar hamursuz doymaz” sözü bunu doğrular. Tatarlar şimdiye değin yemek kültürlerini yitirmemişlerdir. Ancak, yeni kuşaklar güç olduğu gerekçesiyle günümüzde bu mutfağı
öğrenip yaşatmak yerine kentteki çiğbörek dükkanlarından yararlanmaktadırlar.

Yiyecek içeceklerle ilgili kullanılan araç gereç ve kapkacaklar

PEŞ (Fırın)

Eskiden her evde kullanılmasına rağmen, değişen çağa ayak uyduramayan peş, yok olmaya yüz tutmuştur. Şimdi evde kullanılan peş; kerpiç, tuğla ve kiremit parçalarından yapılmaktadır. Peş, evin içinden bir odanın duvarına bitişik olarak yapıldığı gibi, dışarıda ayrı olarak da yapılmaktadır. Yakacak olarak saman kullanılmaktadır. Bu fırınlarda hamur işleri
yapılmaktadır. Kışın da soba yerine kullanılmaktadır. Ayrıca bazı peşlere sıcak su elde etmek için bölümler eklenmiştir.

Peşte kullanılan araç gereçler ise Sürgüş, senek, şiş:

Sürgüş

Peşin yakılması sırasında samanı peşin içine sürmek ve peşin içindeki yanmış samanı çıkarmak için kullanılır. Yapısı en basit şekilde tanımlayacak olursa, 1 buçuk metre uzunluğundaki bir sırığın ucuna geniş bir tahtanın çakılmasıyia oluşmuştur.

Senek

Oşagk (saç ayağı) ve üzerine konulan Örtmeğ-şası (ekmek saçı) peşin içine koymak ve içinden
çıkarmak için kullanılır. Büyük bir çatala benzer.

Şiş

Peşin içinde yanmakta olan samanı alevlendirir. Şiş ile saman karıştırılıp havalandırılır. Böylelikle ateşten daha çok yararlanılır. Yapı olarak uzun, demir bir çubuktur.

Oşagk ve Ötmeğ Şaşı

Oşagk, saç ayağıdır. Üç ayağı vardır. Örtmeğ şaşı ise pişirilecek olan ekmek ya da
hamur işinin konulduğu saca denir.

Mutfak düzeninde, bir değişiklik yoktur. Tipik Türk
mutfağı örneğidir. Tel dolap, buzdolabı ve tabakların dizildiği raflardan oluşur.

Çorbalar

Oğmaç Çorbası

200 gr.un, 150 gr. kıyma, tuz, 1,5 lt.su, salça ya da kırmızı biber, 125 gr. Yağ.

Yağ ile kıyma kavrulur. Salçası konur. Su ve tuz katılır. Kaynayan suyun içine elle ovulan hamur
(oğmaçlar) atılır. 25 dakika sonra servise hazırdır. Bu çorbada, aynı zamanda süt kullanılarak
Odunpazarı’nda da yapılır. Burada kültürlerin birbirlerinden etkilendiği görülmektedir.

Mercimekli Lakşa Çorbası

Haşlanmış yeşil mercimek içine kavrulmuş soğan ile un eklenir. Kaynatılır. Öte yanda bir hamur yapılır yufka açılır. Bu yufkadan kibrit çöpü şeklinde kesilen hamurlar, çorba kaynarken içine atılır. Yoğurtla ve üzerine kızdırılmış yağ gezdirilerek servis yapılır.

Kartoplu Alişke Çorbası

Yağda soğan, sonra un kavrulur. Su ya da et suyu eklenir. Kaynatılır. Pişmesine beş dakika kala,
patatesler incecik dilimler halinde kesilir ve ,çorbaya atılır. Başka bir kapta un, yumurta, su ve tuz çırpılarak yumuşak ve özlü bir hamur hazırlanır. Çay kaşığı ile küçük toplar oluşacak biçimde bu hamurdan kesilip çorbaya tek tek atılır. Kaynatılır. İçine çırpılmış yumurta sarısı eklenerek ateşten indirilir.

Yemekler

Kuzu Sorpa

Bir tür haşlamadır. Kuzunun bel, kol ve but bölümlerindeki et, kemikli ve iri parçalar halinde
parçalanır. Et, tencereden hafif ateşte kendi yağı ve suyu ile kavrulur. Sonra üzerine su eklenir, kaynatılır. İnce kıyılmış taze soğan, taze nane yaprakları, kıyılmış dereotu da eklenir. Etler pişince başka bir kapta hazırlanan un, yoğurt, yumurta sarısı karışımıyla terbiye edilir. Et ve sulu bölüm birlikte servis yapılır.

Hamur işleri

Üyken Börek

250 gr. Kıyma, 1 kg un, üç baş soğan, karabiber, 125 gr. Tereyağı, tuz, su.

Un, su ve tuz karıştırılarak hamur elde edilir. Hamur beş eşit parçaya ayrılarak yufkadan kalın açılır. Çay bardağı ile yuvarlak parçalar elde edilir. Bunların içine kıyma, soğan ve karabiber karışımı içi konulur ve yarım ay biçiminde kapatılır. Suda kaynatılarak pişirilir. 40 dakika sonra suya süzülür. Üzerine kızdırılmış tereyağ dökülür.

Kaşık Börek

1 kg. un, kırmızıbiber, karabiber, su, tuz, yağ, 250 gr. Kıyma, üç baş normal büyüklükte soğan.

Un, su ve tuz karıştırılarak hamur yapılır. Hamur dört parçaya ayrılır. Bu parçalar yufkadan kalın açılır. Bıçakla iki parmak genişliğinde, kare biçiminde kesilir. Parmak ucuyla iç olan kıyma konulur. Şapka biçiminde kıvrılır. Sonra kaynar suya atılarak pişirilir. 40 dakika sonra kızgın yağa atılan kırmızı biber üzerine konur. Bu mantılar nohut tanesi büyüklüğünde yapılarak kaşık börek çorbası elde edilir.

Çiğbörek (Şırbörek)

1,5 kg un, su, bir çorba kaşığı tuz, yarım kilo kıyma, normal büyüklükte üç soğan, bir tatlı kaşığı karabiber, yağ.

İç Hazırlanışı: Kıyma rendelenmiş soğan ve karabiber karıştırılıp yoğrulur.
Un, su ve tuz karıştırılıp hamur yapılır. Hamur yumruk büyüklüğünde beş parçaya ayrılır. Her parça yufka halinde fakat yufkadan kalın olarak oklava ile açılır. İçler, yufkanın içine ceviz büyüklüğünde parçalar halinde konulur. Yufkalar ikiye katlanıp kesilir. Bu parçalar yağda kızartılır. Şırbörek ayran ve çay ile sunulur.

Göbete (Köbete)

1.5 kg. un, su, bir çorba kaşığı tuz, yarım kilo kıyma, normal büyüklükte üç soğan, bir tatlı kaşığı karabiber yağ.

İç Hazırlanışı: Kıyma, yarım çay bardağı yağ ile kavrulur. Ayıklanmış ve yıkanmış pirinç katılır. Yarım su bardağı su eklenip pişirilir. Sonra 25 gr. Karabiber katılarak karıştırılır. Un, tuz ve su karıştırılarak hamur yapılır. Daha sonra küçük yumaklar halinde ayrılır. Her yumak ayrı ayrı açılarak, kurumaya bırakılır. Yalnız pazılar açılırken, nişas-talı un kullanılır. Kuruyan yufkalar, kat yağlanarak tepsiye dizilir. Yufkaların yarısına
gelince ara malzemesi olan içi yayılır. Sonra diğer yufkalar yağlanarak tepsiye dizilir. Üst kısmı biraz yağlanarak fırına verilir. Göbete ayran, hoşaf ve çay ile sunulur.

Kırma (Saraylı)

250 gr. beyaz peynir, 125 gr. Yoğurt, birfincan süt kaymağı, 1 kg. un, su, tuz, yarım su bardağı yağ.

Un, su ve tuz karıştırılıp hamur yapılır. Ceviz büyüklüğünde parçalara ayrılır. Yufka halinde açılır. Her yufka içine ufalanmış peynir konulup biraz yağlanır. Bu yufkalar büzülür, tepsiye sıralanır. Üzerine kaymaklı yoğurt sürülür. Fırına verilir. Kırma çayla birlikte sunulur. Kırma ya da Kıvırma, bu yöreye göç eden Rumeli göçmenlerinin de baş
böreklerinden biridir. Yine, kültürlerin birbirinden etkilendiklerini görüyoruz.

Sarıburma

250 gr. Kıyma, orta büyüklükte üç patates, tuz, karabiber, 1 kg. un, su, 1 su bardağı yağ.
Patatesler haşlanır. Rendelendikten sonra kavrulmuş olan kıyma ile karıştırılır. Tuz ve karabiber konulur. Un, tuz ve su karıştırılıp hamur yapılır. Orta büyüklükte parçalara ayrılır. Yufka haline getirildikten sonra kurumaya bırakılır. Kuruduktan sonra alınan yufkalar yağlanır. İkinci katta iç konulur ve biraz yağlanır. Bu iki katlı yufka rulo halinde sarılır. Diğer yufkalar da tepsinin büyüklüğüne göre aynı şekilde sarılır. Tepsinin ortasından başlanarak daire şeklinde sarılır. Üzerine yoğurt sürülerek fırına verilir.

Sarıburma genellikle çay ve ayran ile sunulur.

Cantık

Un, su ve tuzla hazırlanan hamur, küçük parçalara ayrılır. 105 cm. çapında açılır. Yağlanarak üst üste yerleştirilir. Bu dizilerden biri cantığın alt hamuru, öteki üst hamuru olarak düşünülür. Tepsi yağlanır. Alt hamuru oluşturan dizideki hamurlar elle açılır, tepsiye döşenir. Araya kıymalı patates yemeğinin suyu ayrılarak kıyma ve patatesleri yayılır. Üzeri, ikinci
dizideki hamurlar da elle açılarak kapatılır. Alt ve üst hamurlar tepsi çevresinde elle bükülerek kapatılır. Fırında pişilir. Fırından çıkan cantığın üst kısmı bıçakla kesilerek kapak gibi açılır. Ayrılan patates yemeğinin suyu dökülür. Bu kapak yeniden kapatılır. Beş dakika sonra servise hazırdır.

Kıyık

Kızartılarak yapılan bir hamur işidir. Un, yoğurt, yumurta, karbonat, tuz ile oldukça yumuşak bir hamur yapılır. Dışı bolca unlanarak yarım cm. inceliğinde açılır. Baklava şeklinde kesilir. Kızgın yağda kızartılır. Kabarmış hamurlar yoğurt ya da reçelle servis yapılır.

Belli günlerde yapılan yiyecek ve içecekler

Tatar mutfağında yaşamın dönemlerinde ve dinsel günlere özgü yiyecek ve içecekler hazırlanır bunlardan bazıları şunlardır.

Doğum

Bebek doğduğunda cıyın adı verilen bir kutlama yapılır. Bütün akrabalar bir araya gelir, yer içerler. Bu kutlamaların değişmez yiyeceği köbetedir. Yanında hoşaf verilir. Bunun gibi kavurma börek de yapılır.

Kavurma Börek ; Köbetenin hamuru ve iç malzemesi kullanılır. Yalnızca biçimi değişir. Birer kişilik yarım daire şeklinde hazırlanır. Bebek doğumlarına, düğün evine, yeni ev yapanlara kutlamaya giderken götürülen bir börektir.

Düğün

Düğünden önce, düğün evine, oraya gelecek konuklara sunulmak üzere karafilli yağlı kurabiye götürülür. Bu kurabiyeler, sinilerin üzeri parlak kırmızı jelatin kağıdıyla kaplanarak ve kurabiyelerin yanında kuruyemişle şekerlemeler de konup düzenlenerek verilir. Düğün sahiplerine kolaylık ve iyilik dilenir. Düğün sahipleri, aileden yaşlı bir bayanı gelen konuklara sunmakla görevlendirirler, o da bunları önceden hazırlanmış bir yiyecek sandığında depolar ve uzun süren düğün boyunca gelen konuklara sunar.

Sakal Bırakma

Erkekler çocuklarını evlendirip torun sahibi olduktan sonra sakal bırakırlar. Bunu mutlu bir olay olarak yakınlarıyla kutlarlar. Yakınlar da bu hayırlı olayı kutlamak için gelirken katlama pişirirler.

Katlama: Yumuşakça tutulan hamur yufka halinde açılır. Üzeri yağlanır. Üç kat yufka, bu şekilde üst üste dizilir. Sonra bunlar rulo yapılır. Rulo hamur iki parmak genişliğinde kesilir. Kesilen parçalar alt ve üst dik olacak biçimde iken oklava ile 8-10 cm. çapında açılır. Yağda kızartılır. Sıcakken üzerine toz şeker serpilir. Toz şeker hem hamurun katmerleri
arasına sıkışır, hem de sıcağın etkisiyle hamura yapışır. Böylelikle güzel bir tat oluşur.

Ölüm

Bu olayın yaşandığı evde kıygaşa denen bir mayalı hamur pişirilir.

Kıygaşa: Mayalı hamur hazırlanır. İçine çörek otu atılır. Şöyün karan denen dökme demirden yapılmış yarım küre biçimindeki kazanlarda bol yağ içine mayalı hamur, elde su ile açılarak bırakılır. Kızartılır. O gün kıygaşa, etli patates yemeği ve un helvası eve
gelenlere sunulur. Kıygaşa içine kıymalı iç konularak da yapılır.

Arife ve kandil günlerinde kıygaşa pişirilerek dağıtılır. Kıygaşa, evin çocuklarınca kapaklı bakır sahanlara konularak dağıtılır. Komşular, dağıtım yapan çocuğa çerez ya da harçlık verirler. Böylece çocuklar sevinir, komşuluk ilişkileri pekişir.

Kaynak

- Baraz, Nesrin. “Tatar Mutfağı”. Eskişehir Ticaret Odası Dergisi, Yıl:18 Sayı:80, Nisan 2001

Kürkçübaşı Ahmet Şemsettin Camii

Şehremini’de Millet caddesi ile Topkapı caddesi kavşağındaki cami Kanuni devrinde 1571′de yapılmıştır. Kargir, ahşap kırma çatılıdır, minaresi sağdadır. Son cemaat yeri 4 sütunludur ve sütun başlıkları korent tipidir.

Birbirine yakın iki kapıdan avluya girilir. Soldaki kapıdan girilince tuvalet aşağıdadır. Sağdaki kapıdan sağa doğru uzayan bahçenin üstü mezarlıktır.

Minaresinde bir güneş saati vardır.

Kürkçübaşı Ahmet Şemsettin Camii

Şehremini’de Millet caddesi ile Topkapı caddesi kavşağındaki cami Kanuni devrinde 1571′de yapılmıştır. Kargir, ahşap kırma çatılıdır, minaresi sağdadır. Son cemaat yeri 4 sütunludur ve sütun başlıkları korent tipidir.

Birbirine yakın iki kapıdan avluya girilir. Soldaki kapıdan girilince tuvalet aşağıdadır. Sağdaki kapıdan sağa doğru uzayan bahçenin üstü mezarlıktır.

Minaresinde bir güneş saati vardır.

Ateşli silahlar

Ateşli silahlar, barut gazının itici gücüyle mermi atan bütün silahlara denir. Ateşli silah denince, genellikle bir kişi tarafından taşınabilen küçük çaplı silahlar akla gelir. Oysa ateşli silahlar, büyük toplardan tüfeğe, av tüfeğine ve tabancaya kadar her türde ve boyuttaki silahları kapsar.

Ateşli silahların yapısı

Küçük çaplı ateşli silahlar ile ağır ateşli silahların mermileri farklıdır. Tüfek, tabanca gibi küçük silahların mermisi çarpma etkisiyle hedefi deler. Büyük çaplı, ağır ateşli silahlar olan topların mermileri ise hedefi bulduğunda patlar. Top mermisinin ucunda tapa denilen bir bölüm vardı. Tapa, merminin içindeki patlayıcı maddenin istendiği zamanda patlamasını sağlar. Tapanın türüne göre, bazı top mermiler hedefe çarptığında, bazıları hedefe çarpmadan hemen önce, bazıları da hedefin içine saplandığı anda patlar.

Çelikten yapılmış bir boru olan namlu, ateşli silahların en önemli parçasıdır. Namlunun uç bölümüne namlu ağzı, geri kalan bölümüne ise namlu kuyruğu denir. Namlu kuyruğunun başlangıcında, içine merminin yerleştiği, hazne adı verilen bir bölüm bulunur. Namlu kuyruğu, merminin hazneye sürülebilmesi için açılıp kapatılabilecek biçimde yapılmıştır. Ateşli silahların çoğunda haznenin ön bölümünden namlu ağzına doğru uzanan namlu boşluğunda, yiv ve set denen sarmal girinti ve çıkıntılar vardır.

Ateşli silahların mermisi üç ana bölümden oluşur. Merminin uç bölümüne mermi çekirdeği derin. Silah ateşlenince mermi çekirdeği hedefe doğru fırlar. İkinci bölüm, sevk barutudur. Sevk barutu yandığı zaman meydana getirdiği basınçla mermiyi iterek namludan fırlatır. Üçüncü bölüme mermi kovanı denir. Tek yanı kapalı bir metal silindir olan mermi kovanının içinde sevk barutunun bulunur.

Mermi kovanının arka ucunda kapsül denen bir ateşleyici bulunur ve tetik çekilince barutun ateşlenmesini sağlar. Ateşleme iğnesinin çarpmasıyla ya da elektrik akımıyla ateşlenen kapsül kovandaki barutu tutuşturur. Barutun yanmasıyla ortaya çıkan sıcak gazın basıncı mermi çekirdeğini ileriye doğru iter ve çekirdek namlu ağzından büyük bir hızla hedefe doğru fırlar. Küçük çaplı ateşli silahlarda, mermi çekirdeği, mermi kovanı ve sevk barutundan oluşan mermiye fişek denir. Bu parçalar bir birbirine sıkıca bağlı olduğu için fişek tek parça gibi görünür. Mermi çekirdekleri kurşundan yapıldığı için, hafif silahların mermileri kurşun olarak da adlandırılır. Fişeklerde mermi çekirdeği ile mermi kovanı bir bütündür ve yalnızca sevk barutu ateşlendiğinde birbirinden ayrılır. Oysa top mermilerinde mermi çekirdeği ile kovan birbirinden ayrılabilir ve içindeki barut miktarı hedefin uzaklığına göre ayarlanabilir.

Eski topların namlu kuyruğu kapalı olurdu. Bundan dolayı barut namlu ağzından doldurulup sıkıştırılırdı. Sonra gülle denen taş ya da demirden yapılmış mermi, gene namlu ağzından namluya yerleştirilirdi. Top, namlu kuyruğundaki küçük bir ateşleme deliğinden ateşlenirdi. Modern toplarda ise, namlu kuyruğunda açılıp kapatılabilen ve kama adı verilen kapaklar bulunur. Bu toplar bu bölümden doldurulur. Günümüzde topların mermilerinin içindeki patlayıcı patladığında, metal mermi gövdesi parçalanır. Bu gövdenin şarapnel denen parçaları çevreye saçılarak hedefe zarar verir.

Topların tarihi

Topu ilk kez Çinliler geliştirmiştir. Topun, İspanya’yı istila eden Kuzey Afrikalı Berberiler aracılığıyla Avrupa’ya girdiği sanılır. Topun Avrupa’da ilk kez 1324′te kullanıldığı bilinmektedir. Barutun ana maddesi olan güherçile 13. yüzyıldan önce Avrupa’da bilinmediğine göre, bu tarihten önce topun Avrupa’da kullanılmış olması olanaksızdır. Osmanlılar topu ilk kez I. Kosova Savaşı’nda, 1389’da kullanmışlardır. Fatih Sultan Mehmed İstanbul’un fethinde birinci derecede toptan yararlanmıştır.

Tunçtan ya da dökme demirden yapılan ilk toplar küçüktü. Çünkü döküm tekniğinin ilkel olmasından dolayı büyük boyutlu toplar yapılamıyordu. Bundan dolayı büyük boyutlu toplar kaynakla birbirine tutturulan ve demir çemberlerle bağlanan demir çubuklardan yapılmaya başlandı. Ne var ki bu toplar çok güçlü silahlar değildi ve ancak hafif taş gülleler atabiliyordu.

Top yapım tekniklerinin gelişmesiyle daha güçlü toplar yapıldı ve taş güllelerin yerini demir ya da kurşundan yapılan ağır gülleler aldı. Deniz ve kara toplarının namlularının içi düzdü, yani namlu boşluğunda yiv denen girinti ve çıkıntılar yoktu. Bu silahlar 800 metreden uzak hedeflerde çok etkili değildi. Bundan dolayı yakın mesafedeki piyade birliklerine ateş açıldığında bile çok sayıda top bir arada kullanılıyordu. Bu dönemde toplar attıkları güllenin ağırlığına göre sınıflandırılırdı.

19. yüzyılın ortalarına gelindiğinde düz namlulu topların yerini yivli toplar aldı. Bu sayede toplar, atışları daha isabetli silahlar haline geldi. O zamana kadar kullanılan yuvarlak güllelerin yerini de sivri uçlu uzun mermiler aldı.

Eski toplarda ateşlenen mermi namludan fırlarken, basıncın etkisiyle top da geriye doğru kayıyordu. Geri tepme denen bu olay topun isabetli atışını azaltıyor ve aynı hedefe yeniden ateş etmek gerekiyordu. 1890′larda silahların geri tepmesiyle ilgili önemli bir gelişme oldu. Namlu bir kızak üzerinde hareket edebilen bir kundak üzerine yerleştirildi ve böylece geri tepme sonucunda topun konumunun bozulması önlendi. Top ateşlenince namluyu taşıyan kundak kızak üzerinde geriye kayıyor, bu hareketle birlikte gerilen çelik yaylar namluyu hemen eski konumuna getiriyordu. Bu sistem sayesinde her ateşlenişinde topun namlusu önce geriye, sonra ileriye kayıyor, ama topun konumu bozulmuyordu.

Bu dönemde, kara barut yerine dumansız barutun kullanılması da bir başka önemli gelişmeydi.

Modern toplar

Bir savaşta farklı türlerde toplar kullanılır. Havadaki hedeflere seri ateş etmesi istenen uçaksavar toplarının isabet gücünü artırmak için gelişmiş nişan alma sistemleriyle donatılması gerekir. Geniş bir alanda kullanılan hafif sahra toplarının kolayca taşınabilecek biçimde yapılması önem kazanır.

Modern toplar kalibre (namlunun iç çapı) ya da mermi ağırlığına göne sınıflandırılır. İkinci Dünya Savaşı’nda savaş gemilerinde kullanılan 350 ve 400 milimetrelik toplar, bugüne kadar savaşlarda kullanılan en büyük toplardandır. Günümüzün güdümlü füzeler çağında, savaş gemileri daha küçük çaplı toplarla donatılmaktadır. Kara kuvvetlerinde kara hedeflerine karşı kullanılan toplar, 11 kilogram ile 43 kilogram arasında mermi atan toplar olarak çeşitlilik gösterirler. Modern topların bazıları geri tepmesizdir. Bu toplarda geri tepmeyi önlemek için, haznedeki sıcak gazın bir bölümünün geriye doğru kaçarak namluyu ileri itmesi sağlanır.
Bir tepenin arkasındaki hedefi vurabilen obüs, mermiyi yerle büyük bir açı yaparak fırlatacak biçimde tasarlanmıştır. Aynı yöntemle mermi atan modern sahra toplarına da obüs denir. Güçlü çekicilere bağlanarak çekilen ya da paletli araçlara yerleştirilen toplara kundağı motorlu top denir. Tank topları dönen zırhlı taretlere oturtulur.

Düşük hazne basınçlı, ince ve hafif bir namlusu bulunan havan topu’nun menzili çok kısadır. Havan topu, namlusu yerle büyük bir açı yapacak biçimde çelik bir tabana oturtulur. Namlusu iki çelik ayakla desteklenir. Ateşleme sırasında mermi namlunun ağzından içeri bırakılır. Namlunun arka ucuna değdiği anda ateşlenen mermi, fırlayarak hedefe yönelir. Geri tepmesiz bir top olan havan topunun namlusunun içi düzdür. Havan topunun roket biçimindeki mermisi, arka ucundaki kanatçıkları sayesinde hedefe doğru kararlı biçimde yol alır.

Makineli tüfek’in en önemli özelliği, tetiği çekili olduğu sürece ateş etmesidir. Makineli tüfek bir yandan ateş ederken bir yandan da kendini doldurur. Bir merminin ateşlenmesi, öteki merminin namluya sürülmesi için gereken enerjiyi sağlar. Bu tür silahlar otomatik silah olarak da adlandırılır. Makineli tüfekler de genellikle namlusu iki çelik ayakla desteklenerek ateş edilir.

Birinci Dünya Savaşı’nda kullanılmış ünlü toplar vardır. Almanların 1914′te Liege ve Namur’daki Belçika kalelerini yıkmak için kullandıkları 420 milimetrelik “Şişman Bertha” adlı obüs bunlardan biridir. Gene Almanların 1918′de Paris’i bombaladıkları 222 milimetrelik “Paris Topu”, bir topun ulaşabildiği en uzun menzil olan 120 kilometreye ateş edilebiliyordu.
ABD’nin 1953′te geliştirdiği 280 milimetrelik top, atom bombası gücünde mermi atabildiği için “atom topu” olarak adlandırıldı. Güdümlü füzeler çağı olan günümüzde füzelerin menzili çok daha uzun ve isabet gücü daha yüksek olduğu için, bu tür büyük toplar gereksiz hale geldi.

Topçuluk

Topçuluğun temeli topun doğru yöne, doğru açıyla yöneltilmesidir. Obüs, havan topu ve öbür toplarla genellikle görülmeyen hedeflere ateş edilir. Bu durumda uzaklık (menzil) ölçümü ve yön saptama önem kazanır. Bunun için haritalardan yararlanılır. Atılan ilk mermi hedefi bulmamışsa, merminin düştüğü yer gözlenerek hesaplamadaki hatalar giderilir. Hareketli hedeflerde ya da hem hedefin hem silahın hareketli olduğu durumlarda uzaklık ölçümü ve mesafenin saptanması çok zordur. Bu durumda, hareketin hızının da hesaplanması ve hedefin önündeki bir noktaya nişan alınması gerekir.

Gelişmiş uçaksavar toplarında nişan almada radardan yararlanılır. Radar hareket halindeki hedefe kilitlenerek onu izler, hedefin yönü ve uzaklığı konusundaki bilgiyi prediktör denen aygıta aktarır. Prediktör bu bilgilerle nişan almak için gerekli açıyı saptar ve elektronik olarak topa iletir. Top da radarın izlediği hedefe otomatik olarak ateş eder. Gemilerde de benzer aygıtlar kullanılır. Gelişmiş bilgisayar sistemleriyle topçulukta her zaman isabetli atış sağlanabilir. Özellikle açık denizlerde rüzgâr ve dalgalardan ileri gelen sallantı topların nişanını bozar. Bundan dolayı bütün topların bilgisayar denetiminde aynı anda ateşlenmesi en güvenilir yöntemdir. Dengeleyici adı verilen ve cayroskop ile çalışan aygıtlar da, toplar ya da füzeler ateşlenirken, savaş gemisindeki sallantının ateşleme denetim sistemlerince hesaba katılmasına olanak sağlar.

Tüfekler ve av tüfekleri

Tüfekler ve av tüfekleri omuza dayanarak, tabancalar ise elde tutularak ateşlenir. Bu küçük çaplı ateşli silahların genel ilkeleri de toplarınkine benzer. Uzun menzilli tüfeklerin namlusu yivlidir. Yivli tüfeklerin atışları daha isabetlidir. Av tüfeklerinde ise namlu düzdür. Tüfekler kurşun, av tüfekleri saçma atar. Saçma denen bu küçük metal bilyeler, tüfek ateşlendiğinde hedef üzerine saçılır ve bu da bazı durumlarda isabet oranını artırır.
Tüfeğe benzer ilk ateşli silah 1400′lerde yapılan ve arkebüz olarak adlandırılan küçük bir toptu. 1500′lerde daha gelişmiş tüfekler yapıldı. Bunlar ağızdan dolduruluyor ve fitilli ya da çakmaklı bir ateşleme sistemiyle ateşleniyordu. Bu tüfeklere çakmaklı tüfekler de denir. 1807′de çarpmalı ateşleme sistemi geliştirildi. Bu sistemde, çarpmayla alev alan bir kapsül haznedeki barutu ateşliyordu. 1840′larda çakmaklı ve fitilli tüfeklerin yerini çarpmalı ateşleme sistemiyle donatılmış silahlar aldı.

Yuvarlak kurşun atan bu tüfeklerin atışı çok isabetli değildi. Namluya yiv açma denemeleri 1500′lere kadar geri gitse de, gerçek yivli tüfekler ancak 1800′lerde yapılabildi. Öte yandan tüfeği ağızdan doldurmak namlunun yivlerini bozuyordu. Bu da atışların isabet oranını düşürüyordu. Bunu önüne geçebilmek için kuyruktan doldurma sistemi geliştirildi. Günümüzde kullanılan tüfeklerin ve av tüfeklerinin çoğu kuyruktan doldurulur.

Av tüfekleri, çift namlulu ve tek namlulu olarak ikiye ayrılır. Tek namlulu olanlar kendi içlerinde tek kırma, otomatik ve pompalı olarak kategorilere ayrılır.Otomatikler seri atış yapabilme olanaklarından ötürü atıcılara avantaj sağlarlar ama bu silahlarda gaz basıncının bir kısmı mekanizmanın geri gelmesine harcandığından ötürü pompalı ve tek kırmadan daha güçsüz mermi atar.Av tüfeklerinde magnum namluya sahip olanlar daha kuvvetli fişek atabilirler. Ateşleme sistemi horozsuz, yani içten çarpmalı olan bugünkü av tüfekleri, ateş ettikten sonra boş kovanı otomatik olarak dışarı fırlatır. Tüfekler 2 ile 28 kalibre arasında değişir.Bu gün en yaygın olan kalibre 12 dir.

Batı ülkelerinde atıcılık ve avcılık çok değişik versiyonlarıyla alabildiğine özgür bir biçimde yapılabilmektedir.Yivli atış tüfekleri batı standartlarına göre de pahalı olduğundan dolayı yivli tüfek ihtiyacına karşı yivsiz tüfekten yola çıkarak çözüm arayışlarına tanık olmaktayız.Yivli tüfekler mermiye dönme kazandırarak hem daha uzak menzile gidiş yönüyle hem de nokta atışı yönüyle atıcıya pek çok avantaj sağlarlar.Oysa yivsiz tüfeklerde böyle bir avantaj söz konusu değildirBu nedenle yivsiz tüfekte yarı yivli namlu kullanılmaktadır. Buna da paradoks namlu denmekte ve tek kurşun atışlarında çok büyük avantajlar sağlamaktadır. Ama ülkemizde yisiz tüfekte yivli namlu kullanmak yasal değildir

Atıcılık sporunda kullanılan tüfekler genellikle av tüfeğinden daha güçlüdür. Bu tüfeklerde ateşleme sırasında hazne bölümünde daha yüksek bir basınç oluştuğu için namlusu da daha kalın ve ağırdır. Bazı atıcılık tüfekleri saniyede 1.000 metreyi aşan bir hızla kurşun atar. Atıcılık tüfeğinin boyutu, milimetre ya da inç olarak namlu çapıyla belirtilir.

Tabanca ve revolverler

Tabancalar, tek elle kullanılmak üzere tasarlanmış silahlardır. İlk tabancaların 1550′lerde süvari silahı olarak geliştirildiği sanılır. Ancak bu ilk tabancalar kullanışsız ve güvenilmez silahlardı. 17. yüzyılın sonlarında çakmaklı ateşleme sistemi bulununca, daha etkili silahlar yapılmaya başlandı. Bu sistemde, tetik çekildiği zaman üzerinde çakmaktaşı bulunan bir çekiç (horoz) çelik bir yüzeye vuruyor ve bu vuruş sırasında ortaya çıkan kıvılcım barutu ateşliyordu O dönemde her asker, kılıcının yanı sıra iki tabanca taşıyordu. Ama bu tabancaların her atıştan sonra doldurulması gerekiyordu ve bundan dolayı bu silahlar savaş sırasında çok kullanışlı değildi.

1831-35 arasında, ABD’li Samuel Colt (Bu isimde özel komando silahıda vardır), revolver de denilen toplu tabancayı geliştirdi. Bu tabancada namlunun arkasında, genellikle altı mermi alan döner bir silindirin (top) bulunur. Her atıştan sonra bu silindir dönerek namlunun arkasına yeni bir mermi sürer. Böylece, yeniden doldurmaya gerek kalmadan altı kurşun atılabilir. Bu nedenle bu tür tabancalar altıpatlar olarak da adlandırılır. Otomatik tabancalarda ise “top” yerine şarjör bulunur. 6-12 mermi alabilen şarjördeki yay sistemi her atıştan sonra yeni bir mermiyi namluya sürer. Şarjör boşalınca yerine dolu bir şarjör takılarak atışa devam edilir.

Tabancaların namlusu tüfeklerinkinden daha kısadır. Mermisi daha küçük ve sevk barutu da daha azdır. Bu nedenle tabancanın atış uzaklığı (menzili) daha kısa, mermi hızı da daha düşüktür.

Ateşli silahların güvenli kullanımı

Bütün ateşli silahlar tehlikelidir ve bir silahı kullanırken bazı güvenlik kurallarına uymak gerekir: 1) Her zaman silah doluymuş gibi davranılmalıdır; 2) Silah, kullanılmadığı zaman boş ve ateşleme mekanizması açık durumda güvenli bir yerde bulundurulmalıdır; 3) Ateş edileceği ana kadar emniyet mandalı kapalı tutulmalıdır; 4) Silah kullanma eğitimi görmemiş kişiler silahlara dokunmamalıdır ve silahla kesinlikle oyun oynanmamalıdır. Silahların öldürücü olduğu unutulmamalıdır.

Dışarı bağlantılar

silahlar hakkında değişik bilgiler